Ana sayfa

G.O.R.A. ya da filmle ilgili yazanların hali!

Bizim eve temizliğe gelen Konya’lı Pembe Hanım beni çevremdeki herkesden çok güldürüyor... Bölgesinin karakteristik nüktedanlığı ve zehir gibi işleyen beyniyle esprileri arka arkaya patlatarak güne iyi başlamamı sağlıyor...Katıla katıla gülme eyleminin, bu yeterinde acıklı dünyada ne denli önemli olduğunu bilen biri olarak “G.O.R.A.”ya gülmek için gittim ve güldüm...Ama o kadar!..Pembe Hanım’a güldüğümden daha fazla değil...Fazla beklentim yoktu ve üzerinde de durmadım.Fakat çok beğenenlerin filme karşı beğenmeme ya da önemsememe haklarını kullananlara karşı çok bilmişlikleri doğrusu işin tadını kaçırdı.

Zekice yazılıp çekilmiş ve güldürü türünün önemli yapıtları arasına girmiş filmleri değerlendirirken bir gülme şiddeti ölçme cihazı kullanıldığını sanmıyorum.Ama, “G.O.R.A.”nın ne denli değerli bir film olduğu ölçüsü ne kadar güldürdüğüne bağlanarak ilk ciddi yanlış yapıldı. Kimler tarafından mı?..Öncelikle, köşelerini doldurmak zorunda olduklarından, “izleyip, dinlediğim, tattığım, kokladığım ve dokunduğum her şeyi yazarım”diyerek hırslarına gem vuramayan ve hadlerini asla bilmeyen, kendilerini eleştirenleri de sırtlarını dayadıkları yayın organının gücüne dayanarak çeşitli yöntemlerle aşağılamaya çalışan ‘ölümsüz köşe yazarları’...Alçakgönüllülüğün ve okurlarına saygının anlamını yitirmiş bu yazarlara sinemanın aslında ‘sadece ona gönül verilebilecek’ denli inanılmaz bir sevgili olduğunu anlatmak olanaksız...Üstelik yediden yetmişe bilgisizlik deryasında yüzerken öğrenmek için en ufak bir çabaları yok...Keşke hepsi örneğin bir Engin Ardıç gibi önemli ve değerli bir entelektüel , sürekli okuyup, izleyen biri olma yolunda çabalasalar...O zaman Ardıç’ın yazısında gayet isabetle belirttiği gibi “G.O.R.A.”nın ‘sinema olmadığını’ anlayacaklardı...

Na yazık ki, büyük çoğunluğu filmdeki küfürlerden rahatsız olanlara saldırmak için kötü mizahlarıyla içlerindekileri döktüler...Yazık ki yazık!..Temcit pilavı türü yazı malzemelerinden birini oluşturan AB’ye neden tam anlamıyla giremeyeceğimizi merak ediyorlarsa nedenlerden birinin kendileri olduğunu anımsatmakta yarar var...Başka ülkelerde bulunmasak, oralarda gazeteciliğin ve köşe yazarlığının nasıl yapıldığını bilmesek, işlerinin, böyle istedikleri ürünü allayıp pullayarak kendilerine malzeme çıkartmak olduğuna neredeyse inandıracaklar bizi!..

Beyler, hanımlar, bir filmin kahramanı küfür de edebilir, pantalonunun üstünden çüküyle de oynayabilir...Aklı başında insanların “G.O.R.A.” ya itirazları bunlar değil, başrol oyuncusunun sahne performansının dağınıklığı ve kabalığını ihtiva eden metnin teknik işbilirliği kanıtlanmış bir yönetmenin elinde görselleştirilerek, ‘tartımı bozuk’ bir halde sunulmasıdır...Aslında ‘kaba güldürü’ de güldürünün bir alt türüdür ama üzerinde ciddi biçimde çalışılmış senaryolara dayandığında bir anlam ifade eder.”G.O.R.A.”nın belki de en büyük zaafı, serseri mayın gibi dolaşması.Öylesine ki, sonunda Cüneyt Arkın’ın epey dalga geçilen tarihsel filmlerinden birini ya da “Kahpe Bizans”ı izliyormuş duygusuna kapılıyor; yer yer sıkılıyor, asla kopmamanız gereken o uzay(!) atmosferinden ayrılıyorsunuz.Sanki tüm film, Cem Yılmaz’ın dekorlu sahne gösterisi gibi. Alınan tad, bu sahne gösterisinin tadı ama sinema değil! Mesele, ne denli çok güldürürse o denli iyi film olduğu gibi, temelden yanlış yorumlara dikkat çekmektir...Kimse filmi eleştirenleri dinlemediğinden ve yine yazık ki, başlığı “SANAT” ve “Sinema” olan dergilere de bu akıllı sahne adamı kapak olduğundan herkes önemli bir sanat olayı varmışcasına sürüye katılmaktadır.E, bu denli çok insan izleyince de beğenmeyenler hatayı neredeyse kendilerinde arar duruma gelmiştir...

Meydan o denli boş kalmıştır ki, cehaletin en koyu örnekleri film eleştirmenleri arasında bile verilmiş ve “teknolojisi Amerikan Sineması’nı aratmıyor” diye bile yazılmıştır!..CGI ve ‘boyutlandırma’ tekniklerinden haberi bile olmayan ; “G.O.R.A.”nın ancak 70 sonlarıyla 80’lerin başındaki filmlerin düzeyini yakalayabildiğini – yeterince film izlemediği- için bilemeyen, anlayamayan bu koca adamlara, bu yeni yetme kızlara ne demeli?..Pes doğrusu!..

Ve, en önemlisi sevgili Aslı Selçuk’un da gayet isabetle belirttiği gibi “G.O.R.A.” bir ‘kitsch’ film bile olamamıştır...Üstelik bana göre izleyen –özellikle erkek-çoğunluğunun filmin kahramanına katılımı, son derece kurnaz, kısa yoldan para kazanma yolunda oldukça sahtekar(ama tatlı bir sahtekar) olması ve insanlığa/uzaya katkısını da uyanıklık ile belden aşağı maharetlerini ustaca kullanma şeklinde sunması sayesinde yani insanımızın kendini bu yollarla kanıtlama kompleksini gıdıklamasıyla olmuştur. Yani çok derinlerde hepimizin alt benliğinde varolan şovenlik okşanmıştır...Yıllar önce robotu beceren köylünün, teknolojinin kendi işine gelen nimetlerini kullanan lumpen torunlarının ‘serbestçe takıldıkları’ serüvenler, hep sevilecek gibi zaten...Ya da “dünyada bir Brad Pitt gibi bebek yüzlüler, bir de benim gibi kadınlara hitap edenler var” cümlesini duyan hangi Türk heterosunun gururu okşanmaz ki zaten?..Şimdi bu zeki mizah oluyor öyle mi?!.

DVD teknolojisi sayesinde sinemada güldürünün ne olup olmadığını sinemayı ciddiye alan genç insanlar öğrenmeye başladılar bile...Internet sitelerinde filmler hakkında, biz film eleştirmenlerinden bile daha doğru yorumlar yapabilen ,sessiz ve derinden gelen bir nesil de var gibi...Bu denli koyu cehaletin ortasında umudumuz onlarda.Yoksa, gerekli sayıda film izlemeden film yazanlar, kifayetsizlikleriyle köşeleri tuttukları sürece durum vahim!..Ve son bir not: Durum o denli iç karartıcı ve herkes o denli ‘kraldan çok kralcı” ki, gala sonrası basın toplantısında Cem Yılmaz bile dayanamayıp, -şaka mı ciddi mi belli olmayan- ‘dehşet’ verici “Oscar’ı düşünüyor musunuz?” sorusuna “ Oscar Kapalıçarşı’da satılan bir şey mi? ” karşı sorusuyla yanıt verdi...Anlayan oldu mu acaba?