VİZYONDA BU HAFTA (22 EKİM 2004)
HÜZNÜN VE GERÇEĞİN ÖYKÜSÜ
Gerçekçi, hüzün dolu ve bir şiir niteliğinde olan filmi, 70’lerin Şili’sini bir çocuğun gözlerinden aktarıyor.
MACHUCA
Yönetmen : Andres Wood
Senaryo : Andres Wood, Roberto Brodsky, Mamoun Hassan
Oyuncular : Matias Quer, Ariel Metaluna, Manuela Martelli, Aline Küüpenheim, Federico Luppi, Ernesto Malbran, Tamara Acosta
2004 / Şili, İspanya ve İngiltere ortak yapımı
İspanyolca / 115 dk.
Şili 1973… Gonzalo Infante ve Pedro Machuca, Santiago’da yaşayan 11 yaşlarında iki çocuktur. Varlıklı bir ailenin utangaç oğlu olan Gonzalo, güzel bir semtte yaşarken, yoksul bir ailenin oğlu Pedro, birkaç blok ötedeki gecekondu bölgesinde yaşam mücadelesi vermektedir. Bu iki farklı dünya arasındaki keskin ayrımı yok etmeye çalışan umut dolu hayalperestler vardır. Bunlardan biri de Gonzalo’nun gittiği kolejin Katolik müdürü Peder McEnroe’dur. Okulda okuyan bazı öğrencilerin ailelerinin desteğiyle gecekondu mahallesinde oturan bazı yoksul çocuklar okula kabul edilmektedir. Sonuçta Pedro ve Gonzalo aynı sınıfta buluşurlar. Aralarında sıkı bir dostluk kurulur. Birlikte aşkı ve yaşamı keşfederler. Hayat iyi gitmekte günler geçmektedir fakat çocuklar yakındaki acı dolu günlerden habersizdir. Demokratik bir seçimle seçime gelmiş olan sosyalist başkan Salvador Allende, başkanlık sarayındayken askeri darbeye maruz kalır. Şili’de darbe olmuştur ve darbenin başında General Augusto Pinochet bulunmaktadır. Çocuklar, küçük yaşlarında acı dolu bir gerçeğin yok edici karanlık yönleriyle karşılaşırlar.
Film, yönetmenin öz yaşam öyküsü gibi aslında. Andres Wood, 115 dakikada kendi çocukluğunu ve 70’li yılların Şili’sini anlatmış. Bir çocuğun gözünden anlatmış anlatacağını. Üç çocukluğun tanıklığında üstelik. Şili’nin başına bela olan ve uzun yıllar süren faşizm illetini bir röntgen mütehassısı gibi sunmuş Wood. Umutsuzluğu anlatmış, yaşadığımız dünyanın ne kadar yaşanması zor bir yer olduğunu çocukların gözünden nakletmiş. Sınıf ayrılıklarının, yoksulluğun, faşizmin, yaşamı ve sevgiyi kemiren unsurlar olduğunun altını kalın kalemle çizmiş. Geçtiğimiz yaz sinemalarımızı ziyaret eden “Aşk ve Seks”in ardından izlediğimiz bu ikinci Şili filmi, Şili sinemasının ne kadar sahici ve güçlü olduğunun da somut bir kanıtı niteliğinde. Ayakları yere basan, hüzün dolu ve inanılmaz gerçekçi, sersemletici ve sıcak bir film Machuca. Özellikle Gonzalo’yu oynayan küçük aktör Matias Quer’e dikkat. Uzun yıllardır izlediğim en iyi çocuk oyuncu bir yana, en iyi oyuncu Quer. Mutlaka izlenmesi gereken, uzaklardan gelen bir keşif Machuka. Kaçırmayın. (8/10)
MÜLKİYET, GÖÇMENLİK VE ADALET ÜZERİNE
Son Akademi Ödülleri’nde üç Oscar’a aday olan film, iyi çekilmiş bir roman uyarlaması
SİSLER EVİ (House of Sand and Fog)
Yönetmen : Vadim Perelman
Senaryo : Vadim Perelman, Shawn Otto (Andre Dubus’un romanından)
Oyuncular : Ben Kingsley, Jennifer Connelly, Shohreh Aghdashloo, Ron Eldard
2003 / ABD yapımı
İngilizce / 126 dk.
Kötü bir hayatı olan Kathy’nin elinde kalan son şey kuzey Kaliforniya’da deniz kenarındaki evdir. Bir sürü bürokratik hata sonucu evden tahliyesi istenen Kathy, bir anda evsiz kalır. Müzayede değerinin altında satışa çıkarılan evi Mesut Emir Behrani adlı İran’lı bir göçmen satın alır. Molla devrimi sonucunda İran’ı terk edip ABD’ye yerleşmiş eski İran Hava Kuvvetleri Albayı Behrani, evin artık sahibidir. Yıllarca her türlü kötü işte çalışıp biriktirdiği tasarrufu artık bir gayrımenkule çevrilmiştir. Oğlunun okul masraflarının garantisidir bir yerde bu yatırım. Kathy ve Behrani evin mülkiyeti konusunda kıyasıya bir savaşa girerler.
‘Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi’ misali bir öykü sunuyor yönetmen filmin hemen başında. Ama anlıyoruz ki, öykü çok köşeli. Göçmen sorunu, adalet kavramı ve mülkiyet denen insanı yok eden en büyük bela olan o mesele ile oynuyor Ukrayna doğumlu ve Kanada’da sinema okumuş Vadim Perelman. Film son Akademi Ödülleri’nde üç Oscar’a aday olmuştu. Usta aktör Ben Kingsley, ‘En İyi Erkek Oyuncu’, filmin İran’lı aktrisi Shohreh Aghdashloo ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ ve ‘En İyi Müzik’ dallarında Oscar adayı olan filmin senaryosu ve yönetimi birinci sınıf. Üstelik Perelman’ın ilk filmi izleyeceğimiz. Yönetmen, sanki uzun yıllardır film çekiyormuş gibi rahat. Karakter ağırlıklı dramlardan ve ciddi meselelerden hoşlanan izleyiciler için oldukça tatminkar bir film “Sisler Evi”. (7/10)
BAŞKA BİR AŞK…
Usta oyuncuları ve ince senaryosuyla tipik bir Fransız filmi “Nathalie…”
NATHALIE…
Yönetmen : Anne Fontaine
Senaryo : Jacques Fieschi, Anne Fontaine, François-Olivier Rousseau
Oyuncular : Fanny Ardant, Emmanuelle Beart, Gerard Depardieu
2003 / Fransa yapımı
Fransızca / 100 dk.
Kocası Bernard’ın sadakatinden şüphelenen Catherine, tuhaf bir plan yapar. Kocasını baştan çıkarması için güzel bir fahişe olan Marlene’i kiralar. Marlene’den kocasıyla aralarında olan her şeyi her türlü ayrıntısıyla kendisine anlatmasını ister. Bir süre sonra iki kadın arasında ilginç bir birliktelik ortaya çıkar. Bernard ise karısındaki değişimler karşısında şaşkındır.
Aktris yönetmen Anne Fontaine’nin stilize filminde Fransız sinemasının üç ünlü ismi bir aradalar. Fanny Ardant her zaman olduğu gibi yine muhteşem bir oyunculuk sergiliyor. Emmanuelle Beart çok iyi ve çok seksi. Gerard Depardieu ise yine aynı, fazlasıyla iyi yani. Gücünü akıllı senaryosundan ve yıldız oyuncularından alan film, özünde bir aşk filmi. Farklı bir aşk filmi ama. İki kadın arasındaki adı konmayan duygusal bağ, filmin her karesine çok iyi yedirilmiş. Emmanuelle Beart’ı sadece izlemek için bile kalp ilacı alması lazım insanın. Aman tanrım diyor insan, bu ne çekicilik? (7/10)
McDONALD’S’I KIZDIRAN BELGESEL
Fast food kültürünün insan sağlığını tehdit edici etkisini belgeleyen belgesel, çarpıcı ve şok edici.
ŞİŞİR BENİ (Super Size Me)
Yönetmen : Morgan Spurlock
Senaryo : Morgan Spurlock
2004 / ABD yapımı
İngilizce / 96 dk.
Amerikalılar neden bu kadar şişman ve sağlıksız? Nedeni fast-food diyor Morgan Spurlock. Spurlock, 30 gün boyunca sadece McDonald’s’dan her öğünde başka bir menü yemeye ve kasadaki görevlilerin hiçbir ‘süper seçim’ önerisini geri çevirmeme kurallı bir plan yapar ve uygulamaya başlar. Projenin başında oldukça sağlıklı olan Spurlock, bu süper diyet! sayesinde sağlığını kaybeder.
Film, her şeyden önce bir belgesel. Kurmaca filan değil yani. Her şey, tamamen gerçek. Ve bu rahatsız edici gerçeklik fast-food kültürünün insan sağlığını yok etmesi üzerine. Spurlock, fast-food imparatoru olarak bilinen ve dünyanın her tarafında (bütün ülkelerin belki de hemen her büyük caddesinde) şubesi olan büyük bir zincirden çıkmış yola. Mc Donald’s’dan… Milyarlarca insanın kapısından girip, şişmanladığı o kocaman hızlı gıda cennetine. Ve sonuçlar gerçekten ürkütücü. İnsanın tüm sağlığını kaybetmesini belgeliyor film. Sadece bir ay, yalnızca Mc Donald’s ürünleri yiyip tükenmek üzerine yani. Özellikle üçüncü dünya ülkelerinde bir salgın olan filme, Türk izleyiciler asla kayıtsız kalmamalı. Bütün fast-food lokantalarını ama özellikle McDonald’s’ı fena halde kızdırmış film. Sundance Film Festivali’nde Belgesel dalında en iyi film ve yönetmen ödüllerini kazanan film, ürkütücü derecede kanıtlarla yaklaşıyor hızlı-beslenme sorununa. Özellikle ülkemizde ‘bir bok’ sanıp her daim gittiğim ve beraberimizde çocuklarımızı da alıştırdığımız bu illet, eroin kadar zararlı vücuda. Bunu film bittiğinde anlayıp irkiliyorsunuz. Mutlak görülmeli. Ve, büyük gıda zincirinin şu boktan sloganı akıldan çıkıp uçmalı: Mc Donald’s gibisi yok… Hakikaten yokmuş. Mutlak görün ve ibret alın. (8/10)
ŞEYTANİ VAZİYETLER
‘Kült’ korku filmi “Exorcist”in başlangıç noktasını anlatan “Exorcist: The Beginning” sinemalarda
EXORCIST (Exorcist: The Beginning)
Yönetmen : Renny Harlin
Senaryo : Alexi Havley
Oyuncular : Stellan Skarsgard, Izabella Scorupco, James D’Arcy, Ben Cross
2004 / ABD yapımı
İngilizce / 114 dk.
II. Dünya Savaşı bittikten sonra Peder Lankester Merin, korkunç kabuslarla yüz yüze gelir. Bu kabuslar, savaş sırasında masum insanların gördüğü zalimce katliamlardan oluşmaktadır. Tanık olduğu acılar, hem Tanrı’yı hem de kendi misyonunu sorgulamasına neden olur. Bu dehşeti unutabilmek için uzaklara kaçar Merin. Bir gün Kahire’deyken nadir bulunan antik eserleri toplayan bir koleksiyoncu ona Kenya’da faaliyetlerde bulunan bir İngiliz arkeolojik kazı grubuna katılmasını önerir. Grup bir bulguya ulaşmıştır ve bunun ne olduğunu açıklanamamaktadır. Peder Merin kazıya katılır ve kısa süre sonra bambaşka bir gerçekle karşılaşır. Şeytan, kazı alanındadır.
John Frankenheimer’ın ani ölümü, Paul Schrader’ın ise kovulmasıyla filmin yönetmenlik koltuğu Renny Harlin’e teslim edilmiş. ‘Prequel’ niteliğindeki film, 1973 tarihli orijinal “Exorcist / Şeytan”daki yaşlı peder Merrin’in yıllar önce aynı belayla nasıl yüzleştiğini anlatıyor. Korkutucu olmanın yolunu, bol kanlı sahnelerle kurmaya çalışan Harlin, belirli bir gerilim duygusunu sağlamış ama korkuyu asla. Başroldeki İsveçli aktör Stellan Skarsgard, filmin tek kozu bence. Türün meraklılarına. (5/10)
HOLLYWOOD USULÜ YAKAR TOP
Ben Stiler ve Vince Vaughn’un başrollerde olduğu komedi, iyi vakit geçirmeye yönelik.
YAKAR TOP (Dodgeball: A True Underdog Story)
Yönetmen : Rawson Marshall Thurber
Senaryo : Rawson Marshall Thurber
Oyuncular : Vince Vaughn, Ben Stiller, Christine Taylor, Rip Torn, Jason Bateman
2004 / ABD yapımı
İngilizce / 92 dk.
Peter La Fleur, Average Joe’s adındaki jimnastik salonunda birbirinden tuhaf tiplere hizmet vermektedir. Müşterilerinin birisi kendisini korsan zannederken, sıska olan bir başkası da ulaşılmaz gördüğü ponpon kızını tavlama hayaliyle yanıp tutuşmakta, bir diğeri ise kafasını spor yapmakla çatlatmaktadır. Peter’ın mütevazı spor salonu; büyük jimnastik salonunun şişkin egolu patronunun ilgisini çeker. İki salon sahibi bir yakar top maçı yapmak üzere anlaşırlar. Müsabakayı kazanan ötekinin yolundan çekilecektir.
ABD’de gişede büyük başarı elde eden film, Ben Stiller’ın komedi yeteneklerinden besleniyor. Komedi türünü sevenlere ve kahkahalar atmak isteyenlere duyurulur. (5.5/10)