VİZYONDA BU HAFTA (15 EKİM 2004)
ALMODOVAR KALİTESİ
Usta yönetmen Pedro Almodovar’ın yeni filmi ‘çok meseleli’, özenli ve aslında oldukça öznel
KÖTÜ EĞİTİM (La Mala Educacion)
Yönetmen : Pedro Almodovar
Senaryo : Pedro Almodovar
Oyuncular : Gael Garcia Bernal, Fele Martinez, Daniel Gimenez Cacho, Lluis Homar, Javier Camara, Petra Martinez, Nacho Perez
2004 / İspanya yapımı
İspanyolca / 105 dk.
Uzun süredir yaratım sancıları çeken yönetmen Enrique, bir gün ofisine gelen Ignacio’yu görünce heyecanlanır. Ignacio, Enrique’nin okul arkadaşı ve ilk aşkıdır. Ignacio, Enrique’ye ‘ziyaret’ adında bir senaryo getirmiştir. Senaryo, ikisinin yaşadıklarıyla ilgilidir ve Ignacio, filmde başrolü oynamak istemektedir. Fakat öyküde ve Ignacio’da farklılık, bir tuhaflık vardır.
Yedinci sanatın yetkin ismi usta sinemacı Pedro Almodovar’ın yeni filmi, bizi yönetmenin bildik sularında dolaştırırken, İspanya’daki farklı dönemleri olağanüstü bir inandırıcılıkla sunuyor. Din, insan ilişkileri, cinsellik, tabular, yasaklar ve en önemlisi ‘tutku’ üzerine oldukça iyi bir film yapmış yine Almodovar. Söylediğini sakınmadan söyleyen cesur bir adamın filmi bu. Almodovar, filmde çocukları taciz eden rahipler üzerine söyledikleriyle Katolik kilisesinin tepkisini çekmişti. Filmin içerdiği fazlaca homoseksüellik bile göze sokulmadan, gayet sakin ve rahatsız ettirmeden naklediliyor seyirciye. (Çünkü rahatsız olabilecekler çıkacaktır) Ahlak kavramının gerçek anlamı ve daha birçok ‘mesele’ üzerine ciddi söylemleri gayet öznel ve özel ele almış Almodovar bu kez. “Annem Hakkında Her Şey” ve “Konuş Onunla”, bu filmin yanında gişe filmi kalıyor bence. Yani film, alıştığınız Almodovar filmlerinden biraz daha komplike, daha öznel ve okuması daha güç. Almodovar’ın vasiyet filmi sanki bu. Adam seyirciye en ufak bir saygısızlık yapmamış fakat taviz de vermemiş. Kendi kafasında ve yüreğinde ne var, onu çekmiş işte. Çok lezzetli bir sinema yolculuğuna çıktığınızı bilerek oturun koltuğa. Almodovar, paranızın ve vaktinizin karşılığını fazlasıyla ve dürüstçe verecektir. Fakat Almodovar hayranı değilseniz ve sinema ile ilişkiniz aksiyon ve gerilim türünün Hollywood örnekleriyse gerçek sinemacılardan dolayısıyla Almodovar ustadan uzak durun derim. Çünkü o, uslu bir çocuk değil. (7.5/10)
İKİ YALNIZ ADAM
Tom Cruise’un ‘kötü adamı’ oynadığı film, psikolojik boyutu olan oldukça etkili bir dram
COLLATERAL
Yönetmen : Michael Mann
Senaryo : Stuart Beattie
Oyuncular : Tom Cruise, Jamie Foxx, Jada Pinkett Smith, Mark Ruffalo, Peter Berg, Javier Bardem, Bruce McGill
2004 / ABD yapımı
İngilizce / 120 dk.
On iki yıldan bu yana taksi şoförlüğü yapan Max’in tekdüze bir yaşamı ama geleceğe dair her gün ertelediği büyük planları vardır. Bir Limuzin şirketi sahibi olmaktır en büyük düşü. Bir gece arabasına aldığı Vincent, Max’in tekdüze hayatını değiştirecektir. Vincent kiralık bir katildir ve elindeki ölüm listesi için Max’e ve taksisine sadece bir gecelik ihtiyacı vardır.
“Manhunter”, “Heat”, “The Insider”, “Ali” gibi birbirinden stilize ve özel filmlerin yönetmeni Michael Mann, son filmi “Collateral”de, bir taksi şoförü ve bir tetikçi arasında geçen tek gecelik bir ilişkiyi anlatıyor. Genellikle filmlerinde suç dünyası ve suçun doğası üzerine ciddi söylemler ve altı çizilecek saptamalarda bulunan Mann, bu kez yine çok başarılı. Tom Cruise, filmde kariyerindeki belki de ilk kötü adamı oynuyor. (Neil Jordan’ın “Interview with the Vampire / Vampirle Görüşme”de ki doğası gereği kötülük yapan Vampir karakterini saymazsak) Cruise rolünde oldukça başarılı. Filmin diğer karakterini canlandıran Jamie Foxx’da kusursuz. Yakında Ray Charles’ın hayatını oynadığı “Ray” filminde izleyeceğimiz Foxx, filmde oldukça iyi bir oyuncu olduğunu kanıtlamış. ‘High Definition’ formatında çekilen film çok özel bir yalnızlık öyküsü anlatıyor işin aslı. Mann, Suç ve doğası üzerine önemli şeyler söylerken, bir yandan da koca bir metropolde yani koca bir dünyada yalnız iki insanın kesişen kaderini gayet etkili anlatmış. Hüzünlü bir caz parçası gibi yani… Psikolojik yönü ağır basan zaman zaman etkili aksiyon sahnelerine sahip ciddi bir dram, yalın ve çarpıcı bir insanlık hali anlatmış Mann ve çok başarılı olmuş. Özel bir film. (7.5/10)
SEYİRCİYLE BU KADAR DA OYNANIR MI BE BİRADER?
Güney Kore yapımı film, şiddet dolu ve rahatsız edici sahneler içeriyor
İHTİYAR DELİKANLI (Old Boy)
Yönetmen : Chan-wook Park
Senaryo : Jo-yun Hwang, Chun-hyeong Lim, Chan-wook Park
Oyuncular : Min-sik Choi, Ji-tae Yoo, Hje-jeong Kang, Dae-han Ji, Dal-su Oh
2003 / Güney Kore yapımı
Korece / 119 dk.
Sıradan bir adam bir gün kaçırılır ve bir daireye hapsedilir. Odada TV’den başka bir şey yoktur ve adamın hapsi tam 15 yıl sürer. Bir sabah uyandığında kendini dışarıda bulan adam, intikam almak için kendine bu kötülüğü yapan insanı bulmak üzere harekete geçer.
Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan Güney Kore filmi, içerdiği çok fazla şiddet ve rahatsız edici sahneleriyle seyirciyi zorlayan bir yapım. Bence filmin Cannes’de ödül alması, jüri başkanı Quentin Tarantino sayesinde oldu. Tarantino, ‘hayran kaldığını’ söylediği filmi böyle büyük bir ödülle ödüllendirmiş sanırım. Aslında böyle bir salgın var şimdilerde ve uzak doğu filmlerinde böyle bir kültür: Kesmek, biçmek ve fazlasıyla kan. İntikam soslu ensest ilişkiler ve bol kan. İşte uzak doğu filmlerinin ve özenti Tarantino gençliğinin benimsediği formül. Filmin özünde hiçbir numara yok bence. Bir adam, sonradan öğreneceğimiz abuk sabuk ve boktan bir sebep sonucu 15 yıl hapis ediliyor sonra salıveriliyor ki, (mide bulandırıcı tekrarlarıyla) sapkın bir ensesti bilmeden yaşasın. Aslında yönetmen için fark etmiyor bilip bilmemesi. Yönetmen önce görüntülerle ardından seslerle bin bir defa gözümüze sokuyor, dünya sinemasında bilmem kaç defa büyük bir estetikle (ve çok daha derin olarak) verilen şu ensest olayını. Ortada fol yok yumurta yokken, sözde intikam ve dövüş filmlerinin parodisi olarak sunulan bu filmde, adam koridor boyu sıralanan adamları vahşice dövüyor, kesiyor, göz oyuyor, organlar havada uçuşuyor. Hiçbir altyapısı olmayan ve sinemayı son beş yıldır izleyip de sadece Tarantino’dan oluşuyor sanan gençler ve hiçbir şekilde sinema bilgisi olmayan vahşi izleyiciler bayılıyor bu tarz filmlere. Anlaşılmaz bir şey dünyanın nereye gittiği diye düşünüyor insan. Yönetmenin çok önemli bir biçim anlayışı varmış da, filan falan, yerim böyle biçimi. Seyircinin moral duygularıyla bu kadar oynayan, olur olmadık saçma sapan vahşet kullanan başka bir film daha az izledim bugüne dek. Gelelim uzak doğu sinemasına bir de. Ozu, Oshima, Kurosawa gibi örneklerin ardından nedir bu saçma sapan uzak doğulu isminin önüne ‘dahi’ eklenen yönetmenler silsilesi. İnsana ve yaşama ait tüm duyarlıklar ve tüm öyküler bitti de bir bunlar eksik kaldı sanki. Günay Kore’li bu yönetmen de gerçekten şaşırmış dedim film bittiğinde. Tabii ki adam gibi ciddi örnekler var uzak doğu sinemasında ama bizim pazara son yıllarda giren hep bu tür ucuz vahşet filmleri. Ne olacak bu işin sonu ve sinema izleyicisi nereye gidiyor diye soruyor aklım şimdi. Cevap bulamadığım bir çok soru gibi buna da bir yanıt getiremiyorum tabii, sadece bu filmi beğenen şımarık ve bilgisiz sinema izleyicilerine şunu soruyorum, yarın öbür gün elinde bir balta, organlarını keserek sokakta size saldıran birini görürseniz şaşırmayın. Veyahut ta bugüne dek, tek bir Ozu filmi izlediniz mi? Bu vahşet ve anlamsızlık tablosunda Tarantino efendinin de payı var tabii. (1/10)
ÇOK ÖZEL BİR YOLCULUK
Bir oğlun babasını tanımak için, onun hayatını kurcaladığı ödüllü belgesel film oldukça dokunaklı, etkileyici, belki de yılın en iyi filmi
MİMAR BABAM: BİR OĞLUN YOLCULUĞU (My Architect: A Son’s Journey)
Yönetmen : Nathaniel Kahn
Senaryo : Nathaniel Kahn
2003 / ABD yapımı
İngilizce / 116 dk.
Esinlendiği antik anıt üsluplarını modern tekniklerle birleştirip yepyeni bir tarz yaratmış olan Louis Kahn’ın ünü, çağının en önemli ve etkili mimarlarından biri olarak dünyayı sarmıştı. 1974 yılında öldüğünde, ardında yalnızca anıt niteliğinde bir avuç bina, borca batmış bir mimarlık şirketi ve iki sevgiliyle ikisi evlilik dışı üç çocuk bıraktı. Bu çocuklardan erkek olanı Nathaniel Kahn, çektiği bu son derece ilginç ve dokunaklı belgeselle, babasının karmaşık ve sırlarla dolu özel yaşamını ve yaratıcı kariyerini mercek altına yatırıyor. En önemlisi babasını tanımaya çalışıyor, üstelik seyirciyle birlikte yapıyor bunu.
Fakir ailesiyle birlikte 1900’lerin başında Estonya’dan Amerika’ya göç eden Louis Kahn ile tanışıyoruz. 1974 yılında, hayalini kurduğu ‘geleceğin kentini’ inşa etme projesini gerçekleştirmek üzere gittiği Hindistan’dan döndüğü gün, tren garının tuvaletinde kalp krizinden öldüğünü yazıyor gazeteler. Ve film burada başlıyor işte. Babasıyla bir elin parmakları kadar az anısı olan evlilik dışı oğlu Nathaniel, eline kamerasını alıyor ve babasını tanımak üzere bu belgeseli çekiyor. Babasının görüntü ve ropörtajlarının yer aldığı arşiv kayıtlarının eşliğinde babasının yaşamındaki kadınlarla, diğer kardeşleriyle, babasının meslektaşlarıyla, onu tanıyan hemen herkesle konuşuyor genç adam. En önemlisi babasının yaptığı az sayıda, fakat bugün birer sanat eseri olarak anılan, mimaride çığır açmış yapıları, babasının bıraktığı ‘şeyleri’ geziyor ve babasını tanımaya çalışıyor. Ortaya son derece dürüst yoğun, duygu dolu ve samimi bir belgesel çıkıyor. Bir de şu önemli kelimeler: Herkesi sevebilen sevgi dolu insanlar, bazen en yakınında olanları gözden kaçırabilirler. Önemli olan onların sevgi dolu olmalarıdır. Sevgi taş yığınlarını, sanata, belki de bir anıta çevirebilir. Son derece etkileyici, bol ödüllü bir belgesel var karşınızda. Kesinlikle kayıtsız kalmayın. Şahsen ben şöyle düşünüyorum, son yıllarda en çok beğendiğim film oldu Mimar Babam. (9/10)
KASABANIN ÇOCUĞU KAHRAMAN ŞERİF
The Rock’ı aksiyon yıldızlığına hazırlayan yapım eli yüzü düzgün bir macera
YOLUN SONU (Walking Tall)
Yönetmen : Kevin Bray
Senaryo : Brian Koppelman, David Levien, Channing Gibson, David Klass
Oyuncular : The Rock, Johnny Knoxville, Neal McDonough, Kristen Wilson, Ashley Scott, Khleo Thomas, John Beasley
2004 / ABD yapımı
İngilizce / 87 dk.
Hollywood, Sylvester Stallone ve Arnold Schwarzenegger’in yerini dolduracak aksiyon yıldızını buldu bence: The Rock. Profesyonel olarak Amerikan futbolu oynayan, geçirdiği ağır sakatlığın ardından, ülkemizde Pankreas dövüşü olarak tanınan Amerikan profesyonel güreş liginde tam 7 kez şampiyon olan Dwayne Johnson, nam-ı diğer The Rock, sinema ile ilk kez “The Mummy Returns / Mumya Dönüyor” ile tanıştı. Filmde canlandırdığı ‘Akrep Kral’ tipi o kadar beğenildi ki, prodüktörler The Rock’ı Scorpion King adlı filmde başrolde oynattılar. “Yolun Sonu”, The Rock’ın dördüncü filmi. Durup dururken kol bacak kırmayan, Steven Seagal, Dolph Lundgren, Jean-Claude Van Damme gibi benzerlerinden daha sempatik ve çok daha genç olan Rock, Vin Diesel ile birlikte son zamanların en önemli aksiyon oyuncusu.
Gelelim filme… Chris, Amerikan özel kuvvetlerinden ayrılıp, doğup büyüdüğü kasabasına geri döner. Fakat kasaba bir suç merkezine dönmüştür. Bunun sorumlusu da Chris’în okul arkadaşı olan Jay Hamilton’dur. Chris, öncelikle kasabalılar tarafından şerif seçilir ve kanunsuzluklarla mücadeleye girişir.
Sıkı ve sağlam kavga sahnelerine sahip filmde The Rock, gerçekten iyi. Filmin güzel kızını canlandıran Ashley Scott’a dikkat (Striptiz sahnesinde nefes kesiyor). Film, dozu iyi ayarlanmış, iddiasız ama kendini bilen, eli yüzü düzgün bir aksiyon. Sıkılmadan izlenir. Türün hastaları ise memnun kalacak. (5.5/10)