VİZYONDA BU HAFTA (10 MART 2006)
ÇARPIŞAN HAYATLAR
Eleştirmenlerin büyük kısmını yanıltarak, yani büyük bir sürpriz yaparak, ‘En İyi Film’ Oscar’ını “Brokeback Mountain”a kaptırmayan ve bu büyük ödülün yanında ‘En İyi Orijinal Senaryo’ ve ‘En İyi Kurgu’ dallarında da Oscar kazanarak, Akademi tarafından üç ödülle ödüllendirilen Paul Haggis imzalı bağımsız yapım, geçtiğimiz yıl vizyona girmişti. Kazandığı büyük başarı sonrası bu hafta tekrar izleyiciyle buluşacak film üzerine, geçtiğimiz yıl yazdığım ve bazı dergilerde yayınlanmış metni kullanmak istedim:
‘Bu dokunma hissi… Bir şehirde yürürsün. İnsanlara sürtünürsün, insanlar sana çarpar. Oysa Los Angeles’ta kimse sana dokunmaz. Her zaman metal ve camın arkasındayız… Bence bunu çok özlüyoruz. Yani birbirimize çarpmayı ve bir şeyler hissetmeyi…’ Afro-Amerikalı dedektif Graham Waters’ın sözleri bunlar. “Crash / Çarpışma”nın açılış sahnesindeki bu sözler, izlediğimiz dramın aslında ‘dokunma’ ve ‘o hep aranan insan sıcaklığı’ üzerine bir öykü olduğunu vurguluyor. Kapitalizmin gereği ‘yabancılaşmanın’ tavana vurduğu bir metropolde, Los Angeles’ta geçen bir film izlediğimiz. Sarsıcı, sert, akılda kalıcı ve olabildiğince gerçek. Farklı sosyal sınıflardan ve etnik gruplardan karakterlerle tanışıyoruz filmde. Siyah, beyaz, öfkeli, sakin, zengin, yoksul, Asyalı, Güney Amerikalı, kanun dışı, umutsuz, çaresiz, güçlü, güçsüz bir çok karakter var karşımızda. Siyah ve beyaz, kurban ve saldırgan arasında 36 saat boyunca yer değiştiren, çarpışan olaylar. Öyküleri birbirine dokunan, çarpan, birbirinden farklı kahramanlar, ne iyi ne de kötü. Amaç onları yargılamak da değil. Acılarına, hayatlarına dokunmak. Ama bu kesinlikle bir tedavi değil, hastalığı teşhis etmek yalnızca. Tedavi, yavaş ilerleyen bir şey. Tıpkı uzun bir aradan sonra Los Angeles’a kar yağdığını görmek gibi…Irkçılık, şehirdeki hastalığın en önemli belirtilerinden biri. Sevgisizlik, yalnızlık ve güvensizlik. Korku toplumunun röntgeni, izlediğimiz. Birbirine dokunmaktan korkan, ‘daha güvenli nasıl yaşarım’ derdine düşmüş, kendi sosyal sınıfının dışındaki her oluştan habersiz, doğaya ve kendi gereksinimleri dışında hemen her şeye yabancı bir avuç insan. Farklı sebeplerle çalan, kendi dünyaları dışında her şeye kapanan insanlar. Hatta, başka coğrafyalardan habersiz, ‘ben merkezciliği’ en üst seviyede yaşayanlar. Şiddeti, ırksal bir korunma ve aynı zamanda saldırı olarak kullananlar, işini bir şekilde yürütenler. Hasta babasına bakan ırkçı ve öfke dolu polis memuru, onun idealist ortağı, problemli annesi ve hırsız erkek kardeşiyle sorunlar yaşayan Afro-Amerikalı dedektif, aralarındaki ilişkiye bir türlü isim ‘koyamadığı-koymadığı’ ortağı, Meksikalı bir çilingir ve ailesi, Uzak doğudan kaçak insan getiren bir adam ve karısı, İran göçmeni bakkal ve artık Amerikalı (!) olmuş eğitimli kızı, kafayı ırkçılıkla bozmuş iki araba hırsızı, başarılı bir Afro-Amerikalı film yönetmeni ve eşi, mutsuz ve züppe bir ev kadını ve her devrin adamı olan savcı kocası. Ve birbirinden oldukça farklı, ama bir şekilde ‘anlatılan büyük resme’ dahil olan bir çok yan karakter… Tolerans kültürünü yitirmiş bir toplum. Hiçbir şeye, en sevdiklerine bile vakit ayıramayan-ayırmayan, oradan oraya duyarsızca koşturan hoyrat kalabalık. Doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün sonsuz göreceliğinde kaybolmuş insanlar. Büyük bir hızla yaşanan, daha doğrusu hızla tüketilen günler ve saatlerin gölgesinde kalan önemli gerçekleri gün ışığına çıkaran senaryosuyla, farklı hayatlara dokunmamızı sağlayan bir film “Crash”. Her karaktere eşit mesafede duran, yargılamayan, sadece gösteren bir film çekmiş Paul Haggis. Karmaşık bir yapı içinde çok güçlü anlar yaratmayı başarmış. Bütün olaylar düşündüğümüz gibi gelişmiyor filmde. Kaza, en olmayacak yerde, güvenli evinde buluyor insanı. Bu arada, güven kavramı üzerine ciddi şeyler söylüyor Haggis. Neyin güvenli olup olmadığı konusunu kaşıyor. Sistem tarafından küçük insanlara pompalanan korkunun gerçek olup olmadığını, şiddetin gündelik hayatın tam ortasına dek sokulabildiğini, ırkçılıktan, öfkeden, korkudan, yalnızlıktan, bütün bunlardan, yalnızca insan kalarak korunabileceğimizin altını çiziyor. Bunu da dokunarak yapabiliriz diyor. En yakınlarımıza ve başka hayatlara. Korkmadan, çekinmeden, anlayarak, içten bir güven ve sevgiyle, insanca yani. Yaşanan kaos ve çılgınlık içinde kurtuluş, hoşgörüde, insan olmak ve insan kalabilmekte. Filmin parçalı anlatımı, kader ve değişim üzerine alt metinler de içeriyor. Karşısındakini tanımak yerine ondan korunmayı seçen, önyargılarıyla yaralanan insanın trajedisi izlediğimiz. Her şey yürekte başlayıp yine orada bitiyor aslında… Geçtiğimiz yılın Oscar galibi “Million Dollar Baby”nin senarist ve yapımcıları arasında yer alan Paul Haggis’ın yazıp yönettiği filmin oyuncu kadrosu oldukça zengin. 42 yaşındaki ‘sıkı karizma’ Matt Dillon, aynı zamanda filmin yapımcıları arasında bulunan Don Cheadle, Thandie Newton, Sandra Bullock, Brendan Fraser, Ryan Philippe, Terrence Howard ve Jennifer Esposito filmin öne çıkan oyuncuları. Özellikle Terrence Howard, onuru kırılmış öfkeli koca rolünde inanılmaz bir performans sergiliyor. Karakterlere dayanan katmanlı senaryo, yan rolleri üstlenen oyuncular dahil bütün kadroya çok şey borçlu. Filmin birinci sınıf görüntü yönetmenliği ve karakterlere eşlik eden hüzünlü müzik, senaryonun matematiğine uygun, ölçülü kurgu ile birleşerek “Crash”ı nadiren karşımıza çıkan nitelikli dramlardan biri kılıyor.
ÇARPIŞMA (Crash)
Yönetmen : Paul Haggis
Senaryo : Paul Haggis, Robert Moresco
Oyuncular : Matt Dillon, Don Cheadle, Terence Howard, Sandra Bullock, Brendan Fraser, Jennifer Esposito, Ryan Philippe, Thandie Newton, Art Chudabala
2005 / ABD
İngilizce / 113 dk.
HAVA VE RUH DURUMU ÜZERİNE
Chicago’da yerel bir kanalda hava durumu sunucusu olan David Spritz, mutsuz bir adamdır. Kendiyle ve hayatla boğuşmaktadır sürekli. Özel hayatında yaşadığı problemler, tıpkı hava koşulları gibidir aslında; hayatın ne getireceğinin önceden kestirilmesi kolay değildir. Başrol oyuncusu Nicolas Cage’in mükemmel bir performans sergilediği dram, Gore Verbinski imzalı. “Karayip Korsanları” ve “The Ring” gibi birbirinden farklı ama kaliteli işlerin sahibi Verbinski, bu kez de, yoğun bir dramın altından başarıyla kalkmayı başarmış. Usta aktör Michael Caine ve her zaman çok özel bir aktris olduğunu düşündüğüm Hope Davis’in oyunculukları da Cage’den aşağı kalmıyor. Kesinlikle en az dört-beş dalda Oscar adayı olması gereken ama Akademinin ilgisini her nedense çekmemiş filmi mutlaka izleyin. İçinde, hepimizden bir şeyler var.
FIRTINALI HAYATLAR (The Weather Man)
Yönetmen : Gore Verbinski
Senaryo : Steve Conrad
Oyuncular : Nicolas Cage, Michael Caine, Hope Davis, Gemmenne de la Pene, Nicholas Hoult, Michael Rispoli, Gil Bellows, Judith McConnell, Chris Mars, Dina Facklis
2005 / ABD
İngilizce / 101 dk.
BİR ÇOCUĞUN GÖZÜNDEN SOYKIRIM
2002’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ünlü yazar Imre Kertesz’in ilk romanından yine kendisi tarafından beyazperdeye uyarlanan etkileyici dram, usta görüntü yönetmeni Lajos Koltai’nin ilk yönetmenlik denemesi. Küçük bir çocuğun gözüyle savaşın dehşeti, toplama kampları ve soykırım… 2. Dünya Savaşı sırasında toplama kampı dehşetini bizzat yaşamış olan yazarın canlı anılarından da güç alan film, 8. Uluslararası Sinema Tarih Buluşması’nda gösterilmiş, Berlin’de de Altın Ayı için yarışmıştı. Karşımızda, iyi yazılmış, iyi yönetilmiş, iyi oynanmış, kaliteli bir tarihsel dram var. Tanıklık etmek size düşüyor.
KADERSİZLİK (Sorstalansag)
Yönetmen : Lajos Koltai
Senaryo : Imre Kertesz
Oyuncular : Marcell Nagy, Bela Dora, Balint Pentek, Aron Dimeny, Peter Francsikai, Zsolt Der, Andras M. Kecskes, Dani Szabo, Tibor Mertz
2005 / Macaristan-İngiltere-Almanya ortak yapımı
Macarca-İngilizce-Almanca, 140 dk.
İLGİNÇ BİR BAĞIMSIZ FİLM
1974 doğumlu Miranda July’nin yönetmen, senarist ve oyuncu olarak damgasını vurduğu bağımsız film, Cannes’de Altın Kamera dahil olmak üzere dört ödül kazanırken, Sundance’da Jüri Özel Ödülü’nün sahibi oluyordu. Eşinden yeni ayrılmış ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan ayakkabı satıcısı Richard ve hayatına giren anlık yaşayan Christine’in ilişkileri çerçevesinde ilerleyen film, komediden drama uzanan ilginç yapısıyla ilgiye değer. Yalın, samimi ve gerçekçi yapım, birbirine tutunmaya, bağlantı kurmaya ve devinmeye çalışan küçük insanların olağanüstü dünyalarını görüntülüyor. Zeki senaryo ve ekonomik oyunculuk filmin değerini daha da arttırmış. İzleyin.
BEN VE SEN VE DİĞERLERİ (Me and You and Everyone We Know)
Yönetmen : Miranda July
Senaryo : Miranda July
Oyunculuk : John Hawkes, Miranda July, Miles Thompson, Brandon Ratcliff, Carlie Westerman, Hector Elias, Brad William Henke, Natasha Slayton, Najarra Townsend
2005 / ABD-İngiltere ortak yapımı
İngilizce / 91 dk.
‘SLOVAKYA’YA GİTMEYİN’ FİLMİ
“Cabin Fever” adlı ilk korku denemesinin ardından Quentin Tarantino’nun kanatları altına aldığı Eli Roth’un ikinci yönetmenlik deneyimi olan “Hostel”, adeta Slovakya için yapılmış bir çeşit “Gece Yarısı Ekspresi”. Slovakya’yı her alanda yerin dibine sokan yapım, uluslararası organize suç ve seks turizminin merkezine Slovakya’yı yerleştirip vahşet görüntüleri eşliğinde öyküsünü anlatıyor. Türe yenilik katmayan yapım oldukça ve anlamsızca kanlı.
OTEL (Hostel)
Yönetmen : Eli Roth
Senaryo : Eli Roth
Oyuncular : Jay Hernandez, Derek Richardson, Eythor Gudjohnson, Barbara Nedeljakova, Jan Vlasak, Jana Kaderabkova, Jennifer Lim, Keiko Seiko,
2005 / ABD
İngilizce,Çekçe / 95 dk.
DRAM AĞIRLIKLI BİR GERİLİM
Fransız yapımı psikolojik gerilim filmi, aslında içsel bir dram. Pascal Laugier’in ilk uzun metrajı, 1960’ta Fransız Alplerinde kurulu eski bir yetiştirme yurdunda geçiyor. Kapanmak üzere olan yetimhanenin temizlenmesine yardım etmek üzere tutulan Anna, kısa sürede tuhaf sesler duymaya ve garip olaylarla yüzleşmeye başlar. Hamile olan ve bunu yetimhanede kalan diğer iki kadından saklamaya çalışan Anna’yı zor günler beklemektedir. Fransız yapımı, psikolojik gerilim türünü sevenler ve alt metinlerden keyif alanlara göre.
SAINT ANGE
Yönetmen : Pascal Laugier
Senaryo : Pascal Laugier
Oyuncular : Virginie Ledoyen, Lou Doillon, Catriona MacColl, Dorina Lazar, Virginie Darmon, Jerome Soufflet, Marie Henry, Eric Prat
2004 / Fransa
KADININ FERYADI
Pelin Esmer imzası taşıyan belgesel, 17. Trieste Uluslararası Belgesel Film Festivali’nden ‘En İyi Belgesel Film’ ödülü ile dönmüş ve geçtiğimiz yıl 24. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde gösterilmiş ve başrolde yer alan tüm kadınlar galaya katılmıştı. Mersin’in Arslanköy bölgesinde 5.5 haftada çekilen filmde başrolü köyde yaşayan gerçek kadınlar üstlenmiş. Yaşamın ezici yükünü hafifletmek için kendi hayatlarından yola çıkarak bir tiyatro oyunu yazıp oynamaya karar veren kadınların öyküsü oldukça sıcak. Toplumsal sorunlara parmak basan yürekli belgeseli kaçırmayın.
OYUN
Yönetmen : Pelin Esmer
Katılımcılar : Behiye Yanık, Cennet Güneş, Fatma Fatih, Fatma Kahraman, Hüseyin Arslanköylü, Naşide Kahraman, Nesime Kahraman, Saniye Cengiz, Ümmüye Koçak, Ümmü Kurt, Zeynep Fatih
2005 / Türkiye
Türkçe / 70 dk.
MURAT ERŞAHİN